Platon’un mağara alegorisinde bir mağara içerisinde yüzleri duvara dönük bir şekilde sadece kendi gölgelerinin yansımasını görebilen insanlardan bahsedilir. Dünyada gördükleri, algıladıkları tek şey kendi gölgeleridir. Bu nedenle dünyaları kendi gölgelerinden ibarettir. Bir gün içlerinden biri arkasına döner ve yüzünü dış dünyaya çevirmeye başlar. Aslında yüzünü dış dünyanın getireceği deneyimlere açmaya başlar.
Sadece kendi gölgemizi görebildiğimiz ve çevremizdeki herkesin de tıpkı bizim gibi sadece kendi gölgesini gördüğü bir dünyadan yüzümüzü arkaya çevirmek çok da kolay olmayabilir.
En temelde şimdiye kadar tanıdığımız, bildiğimiz dünyanın konforundan çıkmış oluruz. Yüzümüzü şimdiye kadar hiç bilmediğimiz, deneyimlemediğimiz bir yöne çevirmiş oluruz. Bir yanıyla yüzümüzü tanıdık olandan bir yabancıya çevirmiş oluruz. İşte kendini keşfetmek de buna benzer bir süreç olabilmektedir. Kendimize dair bildiğimize emin olduğumuz şeylerin içinden farklı şeyleri keşfettiğimiz bir yere yüzümüzü çevirebiliriz.
Psikoterapi bu keşif sürecini de içermektedir. Şimdiye kadar gördüğümüz gölge de bizim bir parçamızdı, bir noktadan itibaren yüzümüzü arkaya çevirdikten sonra gördüklerimiz de bizim bir parçamız. Hepsi deneyimimizin bir parçası.

